BÖLGE TARİHİ
Fener ve Balat semtleri, Tarihi Yarımada’da, güneyde Haliç va batıda
Bizans kara surları arasındaki bölgede yer alır. Bir zamanlar, Rum,
Musevi ve Ermenilerin toplumsal ve kültürel yaşamlarının odak noktası
olan Fener ve Balat bugün, büyük çoğunlukla öteki kentlerden ve
kırsal alanlardan göçen müslüman bir nüfusu barındırmaktadır.
Günümüzde, harap yapıların bulunduğu Fener ve Balat semtleri, tümüyle
bir yıkıntıya dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bazı yapılar
tamamen çökmüştür, ayakta kalanların yaklaşık %20’si kötü durumdadır.
Çalışmanın başlangıcında yapılan bir değerlendirmeye göre, program
alanındaki toplam 1401 parselden, 102’si (7%) kullanılmamaktadır,
68 bina (%5.4) tamamen, 124 bina (%9.7) ise kısmen boştur Semtin
fiziksel ve toplumsal yoksullaşmasının nedenlerinden biri, Haliç’teki
tersanenin Tuzla’ya taşınmasıdır. Fener ve Balat semtlerinde mimari
yapının korunmasına, binaların onarımı ve bakımına yetecek yeterli
ekonomik kaynaklara sahip olmayan sosyo-ekonomik olarak kırılgan
bir nüfusa ev sahipliği yapmaktadır.
Semt halkının çoğunluğu kentsel hizmetlerden doğru dürüst yararlanamamaktadır.
Sağlık hizmetlerinden faydalanma oranının da yetersiz kaldığı semtlerde
özellikle verem ve hepatit B çocuklar arasında sık rastlanan hastalıklardandır.
Kışın, yoğun yağış ve yetersiz drenaj su baskınlarına sebep olmaktadır.
Eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu bu semtlerde yaşayan neredeyse
her beş kadından biri okuma yazma bilmemektedir (1998). Çocuklar
12 yaşından sonra okulu ya tamamen terketmekte ya da kesintili olarak
devam edebilmektedirler.
Fener
Rum Patrikhanesi’nin burada bulunmasından dolayı, Fener, Bizans
döneminden beri Rumların yoğun olduğu bir bölge olmuştur. 17.yüzyılda,
Fener, kesme taştan evleri ve zengin süslemeli bina cepheleriyle
seçkinlerin ve burjuvaların tercih ettiği bir yerleşim mekanı olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Fener’de oturan, iyi eğitim görmüş
ve bir kaç dil bilen Rumların önemli bir bölümü tercüman ya da diplomat
olarak üst düzey devlet görevlerinde bulunmuşlardır.
18. yüzyılda aristokrat Rum aileleri Patrikhane civarında ahşap
ya da kagir villalar inşa etmeye başlamışlar, ancak yerleşim yapısı
19. yüzyılda önemli ölçüde değişmiş, Fenerin ileri gelen aileleri
semtten ayrılarak, Boğaz kıyısındaki Tarabya, Kuruçeşme veya Arnavutköy
gibi köylere yerleşmişlerdir. Geride kalan memurlar, zanaatkarlar
ve küçük tüccarlar, bölgede yangından sonra boşalan parsellerde
inşa edilen sıra evlere yerleşmişlerdir.19.yüzyılın sonlarında İstanbul’un
Adalar, Kadıköy, Şişli gibi burjuva semtlerine doğru yaşanan ilk
göç dalgasıyla nüfus yapısında köklü bir değişim başlamış fakat
Fener, 1960’lı yıllara kadar bir Rum semti olarak kalmıştır. 1960’lı
yıllarda Rumlar’ın kitlesel olarak ülkeden ayrılmasıyla yaşanan
ikinci göç dalgasından sonra semte özellikle Karadeniz Bölgesi’nden
gelen düşük gelirli bir nüfus yerleşmiştir. Bu arada, sanayileşme
nedeniyle semtin karakteristik kıyı özelliği de bozulmaya başlamıştır.
Fener’in de dahil olduğu Haliç’in güney kesimi, özellikle 1980 yılından
sonra çok önemli fiziksel değişimlere sahne olmuştur. 1984 ile 1987
yılları arasında, Fener’deki 18.yüzyıldan kalma son taş binaların
büyük bir kısmı ile Balat İskelesi’nin de bulunduğu Haliç kıyısındaki
binalar, dönemin Belediye Başkanı’nın yönlendirdiği geniş ölçekli
bir program çerçevesinde yıkılmış, bu uygulamadan, kıyı surlarının
dışında sadece bir kaç tarihi yapı kurtulabilmiştir. Yıkılan binaların
yerinde düzenlenen yeşil alanlar, aradaki yoğun taşıt yolu nedeniyle
semt halkı tarafından kullanılamamakta, semt halkı hala yeşil alan
sıkıntısı çekmektedir.
Balat
Balat özellikle İstanbul Musevileri açısından tarihi önem taşımaktadır.
İstanbul’un fethinden sonra kente getirilen Makedonya Musevileri
ile İspanya’dan göç edenler bu semte yerleştirilmişlerdir. Balat,
burada yaşamış küçük bir Ermeni cemaatinin varlığıyla birlikte Bizans
döneminden beri hep bir Musevi semti olmuştur.
19. yüzyıla kadar, Balat’ın dolambaçlı sokakları gemiciler, denizciler,
sokak satıcıları ve hamalların toplanma mekanıydı. 1894 yılındaki
depremin ve semtin yapısını derinden etkileyen yangınların ardından,
semtin nüfus yapısı da büyük değişikliğe uğramıştır. 19. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren semtin en zengin kesimi buradan ayrılarak
bugün de Hahambaşılık’ı ve önemli sinagogları da içeren Musevi kurumlarının
bulunduğu Galata’ya taşınmıştır. 20. yüzyılda, özellikle İsrail
devletinin kurulmasından sonra Balat nüfusunun yaklaşık dörtte biri
Balat’tan ayrılmıştır. Bu dönemden sonra Balat’taki Musevi cemaat
azınlık durumuna düşmüş, Karadeniz Bölgesi ve özellikle Kastamonu’dan
gelen yeni göç dalgası semtin çehresini büyük ölçüde değiştirmiştir.
1960’lı yıllardan sonra semtin Musevi sakinleri ekonomik durumlarının
iyileşmesiyle birlikte Şişli’ye taşınmışlardır. İş olanakları ve
düşük kiraların semte çektiği işçi nüfusu Balat’ın sosyal yapısını
değiştirmiştir.
Kentsel ve Mimari Çevre
Günümüzde, Fener ve Balat semtleri kuzeydeki Bizans dönemi surları
ile güneydeki bölgeyi çevreleyen yamaçlar arasına sıkışmış durumdadır.
Haliç kıyısını izleyen ve çevre yoluna bağlanan transit yol sayesinde
semte ulaşım kolaydır. Ancak, bu yoldan semtlerin algılanamaması
ve araç park etme olanağının bulunmaması semtlerin çekiciliğini
azaltmaktadır.
Fener ve Balat, birbirini dik açı ile kesen bir yol düzenine sahiptir.
Semtlerin tipik kentsel yapısı, bölgeyi tahrip eden yangın sonrası
parselasyondan kaynaklanır. Cumbalarıyla ahenkli bir görünüme sahip
cepheler ve günümüzde cemaat yokluğundan dolayı bazıları kapanmış
dini yapılar, bölgenin mimari karakterini belirler.
Semtlerdeki binalar bir ila dört katlıdır. Bunların yarıdan fazlası
1930 öncesi yıllarda inşa edilmiş olup semtin özgün karakterini
oluştururlar. 1930-1950 yılları arasında yapılan binalar ise bu
mimari karakteri devam ettirmekle beraber dönemin özelliklerini
de yansıtmaktadır.
|